26 Eylül 2013 Perşembe

Işınla Beni Scotty!


Sanki o günlerin üzerinden asırlar geçmiş gibi...
Bir zaman makinem olsa da, herşeyin kıymetini bildiğimiz o güzel günlere geri dönebilsem diyorum.

Koca kış domatese hasret kalıp, mevsimi gelip aldığımızda, mis gibi kokusuna dayanamayıp elma gibi ısırıp domates yediğimiz yıllar.
Şimdi domatesin ne kokusu var, ne de tadı.

Dondurma, ne çok özletirdi kendini. Kışı atlatıp da, pastane önlerine dondurma tezgahları çıkınca, bayram edip uzun sıralar halinde sabırla beklediğimiz.
Şimdi 12 ay boyunca, binbir çeşit dondurma elimizin altında. Ama pek çok gıda gibi katkı maddeli, tatsız, sağlıksız.

Gıdaların hormonsuz, obez kelimesi hayatımıza girmediği, musluğa ağzımızı dayayıp su içtiğimiz yılları özlüyorum.

İmkansızlıktan ve oyuncaksızlıktan, erkek çocukları plastik arabaya uzunca bir telden direksiyon yapıp, kızlarında annelerinin diktiği bebekler ile hayal güçlerini kullanıp bıkmadan saatlerce oynadığı yıllar.
Şu an çocuklarımızın odası oyuncakçı gibi. Ama çok çabuk sıkılıp, oynayıp kenara atıyorlar o güzelim oyuncakları.
Ailesi öğretmez ise, çoğu çocuğumuz şükürsüz...

Dizlerimizin düşmekten kabuk bağladığı, ama hiç ağlamadığız günlerdi. Üzerimizi silkeleyip kalktığımız. Özgüvenliydik. O özgüvenli çocuklar, yani bizler şimdi çocuklarımıza "koşma, terlersin, düşersin" diyoruz.

Arkadaşlık ilişkilerimiz. En özlediğim...
Mahalle herkes arkadaş, okulda desen öyle.
Ölümüne dostluklar. Parmağımızı kesip kan kardeş olacak kadar.
Sırrını verirken" aman kimseler duymasın" demek aklımızın ucundan geçmezdi.
Şimdi biriyle küssen, "amaaan nasılsa ben de arkadaş çok". O kadar kalabalık ki çevremiz.
Ama pek çoğu kuru kalabalık, iyi gün dostu.
Hele bir küs, aranız açılsın, verdiğin sırrınla, derdinle sana belaltı vurur, acımaz...

Tüm mahallemiz komşu, herkes birbirinin sülalesini tanıdığı kocaman bir aile gibi.
Hani şimdi dönem dizilerinde gördüğümüz o samimi insanlar.
Şimdi üst katımızda kimler oturuyor, haberimiz yok.
Sokaktan geçen yabancının dikkatimizi çekip "kime baktın kardeş?" diye sorduğumuz günler.
Hele ki yabancı biri yanlışlıkla mahallenin kızına "hişt" desin. Kendi kardeşleri gibi koruyup, kollarlardı mahallenin genci, yaşlısı.
Şimdi ilk önce mahalledekiler kıza niyeti bozuyor.

Mektup ne kadar kıymetliydi. Gazetelerin aracılığıyla mektup arkadaşlıkları kurulduğu yıllardı. O mektupları gözü gibi saklardı insanlar.
Aynı şehirde bile insanlar üşenmez, birbirine mektup yazardı.
Her bayramda özenle seçilen tebrik kartlarını yazarken gösterilen özen ve heyecan şimdi hiç bir özel günde yok. Herkese toplu gönderilen kuru bir sms mesajı ile tebrik ediyoruz birbirimizi. Şimdi insanlar sünnete, düğününe bile bizleri mail ile davet edebiliyorlar.

Koca kütük gibi ev telefonları salonun ortasında durur, çevirmeli telefonlar ile karşı tarafa ulaşmak için dakikalarca uğraşırdık.
Şehirdışı ise santrale yazdırır, bekle babam bekle. Ama ne güzel sohbetlerdi, yıllardır görüşmüyormuş gibi.
Şimdi dünyanın öbür ucuna her an ulaşıldığından, telefonla konuşmanında keyfi yok.

25 sene önceki hatıra defterimi hala saklıyorum. Herkesin yazdığı klişe "sepet sepet yumurta" olmasına rağmen.
Olsun, gözüm gibi bakıyorum ona.
Hele ki sevdiğinden gelen iki satır mektup.
Gençler defalarca okudukları, o iki satırlık mektubu ceplerinde taşırlardı. Aklına geldikçe açıp açıp okumak için.
Şimdi?
Mail, sms, her türlü mesajı, her ne kadar özel ve sevdiğimiz insanlardan gelse bile şak diye siliyoruz.
Kıymeti yok ki gözümüzde...

Evlilik ise en fazla dejenere olan.
Yıllarca tek bir kızın peşinden koşup, araya aracılar koyup evliliğe zor ikna edildiğini hatırlıyorum.
Şimdi üçüncü buluşmada "biz sözlendik!"
Beşinci buluşmada "biz ayrıldık, yürümedi!"

Kız tarafı her ne kadar gençler anlaşsa da, damat ile fazla yüz göz olmaz, naz eder, zorla verirdi o yıllarda.
"Kızımız çok kıymetli" mesajı vermek için.
Şimdi ise kız tarafı Vecihi misali "verin gitsin"

Karı kocaların birbirine "bey", "hanım" diye hitap ettiği günler.
Şimdi?
Yüz göz, karı kocalar kanka misali...

Tabi ki örneklerim genelleme değil, ama pek çok kişide şahit olduğumuz durumlar...

Örnekler o kadar çok ki.
Bayramlar bizim için memleketi ve akrabaları görmekti, şimdi ise tatile gitmek.
Hafta sonları zengini fakiri çoluğunu çocuğunu alır, aile ziyaretlerine, sahile, pikniğe, ortak keyif alacakları mekanlara giderlerdi.
Şimdi ise zengini, fakiri haftasonu Avm'de.
Zengin yiyor, fakir bakıyor.
Zengin alıyor, fakir bakıyor.

Evlerimiz küçük de olsa, ne kadar kalabalıksak o kadar mutluyduk.
Evlerimiz şimdi daha büyük, ama anneanne, babaanne, dede evlerimize sığamıyor ne hikmetse.
Huzurevine gönderiliyorlar.

Çok zamanımız vardı, ama çok paramız yoktu.
Şimdi ise çok paramız var, ama zamanımız yok.

Çok arkadaşımız var, ama dostumuz yok.
Herşeyimiz var, ama eski huzurumuz yok.
Çok konuşuyoruz, çok az seviyoruz ve çok sık nefret ediyoruz.

George Carlin'in sözleri özetliyor;

Daha yüksek binalarımız, ama daha kısa sabrımız var;
Daha fazla satın alıyoruz, ama daha az hoşnut kalıyoruz.
Daha büyük evlerimiz, ama daha küçük ailelerimiz;
Mal varlıklarımızı çoğalttık, ama değerlerimizi azalttık.
Aya gidip gelmeyi öğrendik, ama yeni komşumuzla karşılaşmak için caddenin karşısına geçmekte sorunumuz var.
Havayı temizledik, ama ruhumuzu kirlettik.
Daha çok yazıyoruz, ama daha az öğreniyoruz.
Koşuşmayı öğrendik, ama beklemeyi öğrenemedik.
Günümüz artık, iki maaşın girdiği ama boşanmaların daha çok olduğu, daha süslü evler, ama dağılmış yuvaların olduğu günlerdir.
Öyle bir zaman ki teknoloji bu mektubu size getirebilir, siz bu içselliği ya paylaşmayı, ya da sil tuşuna basmayı seçebilirsiniz.

Hayatımız siyah beyazdı ama şimdi hd olmasına rağmen daha soğuk, daha renksiz...
Uzay yolu dizisinin meşhur repliği ‘Işınla beni Scotty’ deyip o yıllara dönmek istiyorum.
Ya siz?

1 yorum:

  1. Sayın Ebru Hanım,

    Lütfen beni de ışınlarmisiniz?

    Yazınızı okurken her satırında kendi cocukluguma ve geçmişime ait bir anı budum. Hatta yazılmamış nice anida gözlerimin önünde canlandı. Çocukluğum köyde geçtiği için anlattiklarinizin üzerine bir okadar daha guzel anı ekleyebilirim. Geçmişi hatırlamak bile şuan beni mutlu etti.Allah da sizi mutlu etsin inşallah.

    Sevginin muhabbetin arkadaşlıklarin ve selamın bile sanallastigi bir zamanda, bu güzel yazı için sanal teşekkürler.

    Merakimi maruz görün lütfen fakat kaç dogumlusunuz?

    Saygilarimla,

    Fatih GÜL

    YanıtlaSil